Futbol Tarihimizin İlk Ecnebileri

• 26 Kasım 2014 • Arşiv, Dönem, Eski, Futbolcu, Futbolist, Genel, Kadim, Kulüp, SeçilenlerComments (3)1205

Futbol Tarihimizin İlk Ecnebileri

Bu bahis evvela futbol tarihi ile alakalı bir internet sitesinde sual edilmişti. İlk ecnebi futbolcularla ilgili bazı tahminlerde bulunulmuştu. Hatta bir şilepten atlayıp memleketimize iltica eden ve sonradan Fenerbahçe’de oynayan iki Arnavut futbolcu için ilk ecnebiler yakıştırması dahi yapılmıştı…

Sonra yok onlar değil dendi. Beşiktaş’ta oynayan Giuseppe Meazza’yı söylediler, ilk yabancı odur dediler… Lâkin o antrenör değil miydi diye karşı çıkanlar olduysa da cevap derhal geldi: Beşiktaş’ta antrenör oyuncu olarak görev yapmıştı Müteveffa Maezza…

G. Meazza

G. Meazza

Esasında bu sualin cevabını bulabilmek için kırklı ellili yıllardan çıkıp daha kadim devirlere bir seyahat yapmak gerekiyor. Ama ondan da önce burada bir kıstas belirlemek gerekiyor.

Evvela; yabancı, ecnebi ne demek? Türk, Kürt, Gürcü, Çerkes, Abaza hülasa bizimkilerin haricinde kalan, birinci dereceden gayr-i müslimler mi? Saniyen; Osmanlı tebaası haricinde, bizden olan, bizimle olan Rum, Ermeni, Süryani ve Musevilerden de hariçte kalan ikinci dereceden ecnebiler mi?

Biz gelin ikisine de bakalım. Hatta evvela bir üçüncüsüne bakalım:

Ecnebi Takımındaki Türkler, Osman ve Hayrullah Efendiler, ismi lazım değiller…

Eh, memleketin kadrosu bilinen ilk kulüplerine baktığımızda, evvela ecnebi bir kulüp olan Constantinople’da oynayan ilk Türk (Müslüman) oyunculara rastlarız. Mezkûr kulüp de bir ragbi ve futbol kulübü olduğuna göre ve bu oyuncular ragbi yanında pek muhtemel association football da oynadıklarına göre, bu bahse pekâlâ dâhil olabilirler.

Demek ki; Osman ve Hayrullah Efendiler ve adı bilinmeyen birkaç bizden birileri daha paradoksal bir surette ve dahi vaziyette memleketin ilk ecnebileri oluyor.

Orta sıra en solda oturan Osman Efendi.

Orta sıra en solda oturan Osman Efendi.

Aleko, Kimon, Bobby Fuad, Hasan Basri ve Dalakmen Hüseyin Beyler…

Devam edersek, yirminci asrın biraz öncesi ve biraz sonrasına gelirsek, ilk “yerli” futbolcuları görüyoruz (Osmanlı tebaasını da sayarsak bu isimler çığ gibi büyür). Bunlar yine Constantinople, Moda ve Kadıköy gibi İngiliz ve enternasyonal kulüplerde oynayan Levanten harici unsurlar. Yani Vassiliadiler, Tahtaperdeler, Bobby Fuadlar, Kimonlar, Hasanlar, Hüseyinler…

Bobby Fuad

Bobby Fuad

Bir Vlami ile Nomiko var ama…

Memleketin ilk mektep futbol takımlarından Robert College’deki Ermeni futbolcular yabancı mı değil mi? Değil, zira onlar bizden, bizim çocuklarımız… Peki, o halde İzmir’in Rum, Ermeni, Musevi; Merzifon’un Ermeni, Batum’un Laz ve Trabzon’un beynelmilel oyunculu “sporting” kulüplerine şöyle bir selam verip, İstanbul’a, Pera’ya dönelim.

Burada da Galatasaray var ilk defa… Peki Galatasaraylıların ilk ecnebileri kimler? Eh tebaayı saymıyoruz ya, yani Bulgar Nikolof, Karadağlı (Sırp) Bakic Kuzenler (bu delikanlılar meğer kardeş değil kuzenmiş, Mehmet Şenol ve Çağlar Şavkay sağ olsunlar gittiler, öğrendiler) ecnebi sayılmıyor.

Bu durumda, Galatasaray’ın ikinci hususi müsabakasında, Sobacılar namlı bir acayip takımla yapılan müsabakada kalede duran Vlami ile sol bek Nomiko’ya bakalım. Bu aslan parçalarının milliyetlerini, dinlerini biliyor muyuz? Din kardeşi olmadığımız gibi bir his var içimde… Vlami için, adından mütevellit bir Rumluk seziliyor. Yani Galatasaray’ın ilk Rum futbolcusu Vlami gibi duruyor (Sonradan Rum cemaatinden demirci Vlami olduğunu da öğrendim). Vlami öyle böyle hissediliyor da; lâkin Nomiko ile alakalı hiçbir taraftan tanıdık bir rûzgar esmiyor. Yoksa ecnebi mi, Rus mu acaba? Vallahi ben de sizin gibi bilemiyorum (Ben inanıyorum, yukarıda adı geçen zatlar onu da bulurlar).

Javalılar, Hind-i İngilizler, daha neler neler…

Eh, bir de İmojen (Imogene) yatı mı gemisi mi, her ne ise onlarla yapılan ilk lig müsabakasında sağ muavin oynayan (Abdel) Muttalip Bey var. Namı din kardeşi gibi ama milliyeti çok uzaktaki bir adadan geliyor galiba… Onu da ecnebi taifesine koyamayız sanki. Zira o da İttihad ve Terakki Fırkası’nın “İslam Siyaseti” sonucu İslam ülkelerinden gelen bir din kardeşimiz ve tebaaya çoktan dâhil olmuş olabilir…

Sonra; Javalı’dan da önce Ahmed Robenson var… Hani şu meşhur Robenson kardeşlerden… İkisi, Ahmed ve Abdel Rahman, Galatasaray Sultânisi’nde diğeri de Yakub, İstanbul Sultânisi’nde… [bir de Feyzi Robenson var ki askeri tair yani uçucu…] Bu gospodinler Hint – İngiliz bir anne baba, hangisi İngiliz hangisi Hintli bilemem ama pek öyle tebaaya dâhil gibi de gelmiyor ilk bakışta… Bununla beraber, zannediyorum pederleri sonradan meşhur tebaaya kayıt yaptırmış… İlk defa oynarlarken tebaadalar mıymış, değiller miymiş? Ne bileyim zor sorular bunlar…

Ahmed Robenson Bey

Ahmed Robenson Bey

Ecnebi gibi Ecnebi; Orest!

Fenerbahçe’ye geldi sıra; Fener’in de kısmeti ilk Hintlilerden açılmış. Bir Kaleci Asaf var ki Hintlidir zat-ı muhterem. Ayrıca Hassan var Mısırlı mıdır acep? Onlar da tebaadandır herhalde dersek, sonradan takıma katılan ecnebi gibi ecnebi Horace Armitage’yi sayabiliriz. Mamafih bu futbolist bir süre sonra Galatasaray saflarına geçmiş bir Britanyalı’dır. İngiliz dememeliyiz vallahi ne olur ne olmaz Yeni Zelandalı bile çıkar belli mi olur? Hem Levantenleri ecnebi sayıyor muyuz ki? Onlar tebaadan daha tebaa değil mi?

İlk Ecnebi Futbolcu Horace Armitage Galatasaray'da iken...

İlk Ecnebi Futbolcu Horace Armitage Galatasaray’da iken…

Arnavutlara ne oldu diyenleriniz vardır şimdi. Yahu onlar çok sonra gelmişler… Baksanıza ecnebi takımlarda bizimkiler, bizim takımlarda ecnebiler, tebaalar, Bulgarlar, Mısırlılar, Karadağlılar, ne idüğü belirsiz pembe yanak İngilizler… Hangisi ilk ecnebi? Bilemiyorum, seçin yukarıdaki zat-ı muhteremlerden akla en yatkın olanını, ama durun biri vardı değil mi? Neydi adı Nomiko muydu? Hah bakın ona biraz takıldı aklım benim…

Fener'in Arnavutları

Fener’in Arnavutları

Bir de neye takıldım biliyor musunuz? Ya İzmir Panionyos’da bir Atinalı veya ne bileyim Mersin’de bir Lübnanlı varsa; tebaadan, tebaasız…

Nasıl edelim peki? Bütün ecnebiler de bizimkiler de tekmili birden bizimdir, candır onlar; reng-i ahengidir İstanbul’un İzmir’in, tekmili memleketin… Hepsi hem Galatasaraylı, hem Fenerli, hem Trabzonlu, hem Amasyalı hem de Konstantinoplislidir…

Ne yapacağız o vakit? Neyse uzatmayalım; ecnebiler içlerindeki bizimkilerle, bizimkiler de içlerindeki ecnebilerle kol kola girdiler, selam veriyorlar bir asır evvelinden; bir de gülümsüyorlar sıcacık, ben görüyorum buradan… Ya siz, siz de görüyor musunuz?

Pin It

İlgili Yazılar

3 Responses to Futbol Tarihimizin İlk Ecnebileri

  1. isimsiz diyor ki:

    Bu yazıdan kim kimdir, anlaşılmıyor, metin çok karışık. Ecnebi kimdir sorusuna tanımlama yaparken iki şık belirlenmiş: müslümanlar ve müslüman olmayanlar. Oysaki bilinenin aksine bir üçüncü şık daha varmış. Constantinople’de oynayan müslümanlar. Hoppala oda nerden çıktı şimdi. Tevazunun fazlası ‘okuru’ bambaşka bir yere götürüyor. İroni yapma gayretkeşliği konuyu odak parçalanmasına uğratmışda uğratmış. Yazarın imzası olmadan sürekli ‘biz’ vurgusu yapılıyor. Hadi diyelim oda ‘ironi’.
    ”Bütün ecnebiler de bizimkiler de tekmili birden bizimdir, candır onlar; reng-i ahengidir.” Burada bir sorun yok mu? Hem üçüncü şıktan bahset, konuyu bir yere getir, sonra ‘himmet sahibi’ olarak tepeden bak.
    Hele son paragraf tam bir ‘pathetik’ özet olmuş. Uzatmıyorum….
    Tarih bilgisi biraz merak biraz osmanlıca ile hallice oluşabilir. Ama Tarih yazmak ciddiyet ister.

    • Mehmet Yüce diyor ki:

      tabi önce medeni cesaret sahibi olup “isimsiz” değil “isimli” olacağız ki; cevap alalım…

    • Mehmet Yüce diyor ki:

      Her ne kadar isimsiz de olsanız bazı noktaların açıklığa kavuşması lazım. Zira tespitleriniz pek hatalı ve sizin iyiliğiniz için düzeltilmesi gerek. Bence yazıyı bir defa daha okuyun “ecnebiler” için kriter kısmı sizde tam oturmamış. “müslümanlar ve müslüman olmayanlar” ne demek? Öyle bir şey yazmıyor orada. Ayrıca “Constantinople’de oynayan müslümanlar” algınız da maalesef yok. Burada bir ironi var. İroniler açıkça belirtilmez, algılanır. Odak parçalanması veya himmet sahibi gibi süslü kelimelerle “süslenmeye çalışılan” eleştiriniz tıpkı içi boş bir boru gibi, “tın” diye ses veriyor. Bir manaya da gelmiyor. Ama azminiz güzel. Hele ‘pathetik’ kısmına bayıldım. Ağır çekimde tekrar tekrar seyrettim. Biraz çalışın bence hatta sorun bir şeyler, bu işten anlayanlara. Olacak, ben inanıyorum sizde de olacak.
      Kolay gelsin

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>